Ebu Bekir Razi’nin Ahlak Felsefesi

Yazar: Hüseyin Karaman

İZ YAYINCILIK

Ebu Bekir Razi, islam düşünce tarihi boyunca hakkınd apek çok spekülasyonların yapıldığı önemli düşünürlerden biridir. Tabiat Felsefesi akımını islam dünyasındaki kurucusu olan Razi, tıp, kimya, ilahiyat, felsefe ve ahlak gibi birçok sahayla ilgilenmiştir. Onun tıpkı efsaneleşmiş şöhreti yanında, metafizik ve din felsefesi sahalarındaki görüşleri de ön plana çıkmış ve tartışılmıştır.

İslam felsefe tarihinde et-Tıbbu’r-rühani adıyla ilk kapsamlı ahlak eserini yazan filozof, akla dayanan ve mutluluğu gaye edinen felsefi bir ahlak anlayışına sahiptir. Onun ahlak felsefesinde akıl, heva haz, elem, irade, ahlak-tıp ilişkisi ve fazilet ve rezilet gibi problemler önemli bir yer tutmaktadır.

Bu kitap hakkında

Hayat Felsefesi / Ilim ve Felsefede Hayat Kavramı

Yazar: Yrd. Doc. Faruk Yılmaz

BERIKAN YAYINEVI

Hayat olgusu, bizzat icinde yasadıgımız evrenin kategorisi icinde bulundugumuz bir fenomenidir. Dusunen insanın, hayat ve kainat icinde nerede ve bu olguların neresinde oldugunu bilmeden, idrak etmeden, kendisine yon cizmesi muhaldir. Bu bakımdan biz, bu calısmamızda hayat olgusunu ve insanın hayat icindeki yerini tespiti amacladık.

Bu kitap hakkında

Kitabu’s-Sifa Topikler

Yazar: Ibni Sina

LITERA YAYINCILIK

Bu eser, Dogu Islam dunyasında, Kindi ve Farabi gibi buyuk filozofların eserlerini golgelemis ve sonraki ust duzey bilimsel ve felsefi calısmalara kaynaklık etmistir. Bu yuzden Ibn Sina felsefi ilimlerin gercek kurucusu ve sistemlestiricisi anlamında es-‘Seyhu’r-Reis’ unvanıyla anıla gelmistir.
Ayrıca Antik Felsefe mirası Filozofun kaleminde ozgun genisligine ulastırılarak Batı dunyasına aktarılmıstır. 12. yuzyıldan itibaren Ortacag Latin dunyasına tercume edilmeye baslanan bu kulliyat Sufficientia olarak tanınmıs ve yuzyıllar boyunca batı dunyasının felsefe ve dusunce hayatını etkilemistir. Nitekim Yeni Thomascı akımın buyuk dusunuru Etienne Gilson 1926 yılında Harvard Universitesi’nde toplanan VI. Milletlerarası Felsefe Kongresi’nde sundugu tebligde Sifa kulliyatı nesredilmeden ortacag Batı felsefesinin anlasılamayacagını iddia etmis ve es-Sifa’nın Latince cevirilerinin edisyon kritikli nesrinin geregine deginirken soyle demistir: ‘boyle bir calısmanın ilk cildinin nesredildigini gordugumuz zaman … “Tanrı’ya hamdederiz” diyebiliriz ancak henuz buna uzak olan bizlerin simdilik soyleyebilecegi tek (cumle) ‘insallah’tır’.
Henuz Ibn Sina hayattayken dogu dunyasında etkin olmaya baslayan Sifa kulliyatı filozofun olumunden yaklasık yuz elli yıl sonra Latinceye tercume edilmeye baslanmıs ve Batı dunyasına aktarılarak felsefe calısmalarının temelini teskil etmistir. Modern donemlere kadar Islam dunyasında bilim dili Arapca oldugundan bu kulliyatın cevrilmesine gerek duyulmamıstır. Modern donemlerde ise ulusal dillerin one cıkmasıyla bu buyuk kulliyatın bazı bolumleri Farsca, Fransızca ve Ingilizce gibi dillere cevrilmistir.

Bu kitap hakkında

Hind Altkıtası Dusunce ve Tefsir Ekolleri

Yazar: Prof. Dr. Abdulhamit Birısık

INSAN YAYINLARI

Hindistan’da ashab ve tabiun neslinden baslayan ihlaslı ve bereketli Islami teblig hareketi, gunumuze kadar devam edegelmistir. Turkiye’de az egitimli olanlar bir tarafa, universite mezunlarının, hatta aydınların bile ekserisi Hint alt kıtası muslumanları hakkında fazla bilgi sahibi olmadıkları gibi, "Dost ve kardes ulke" dedigimiz ve gercekten de oyle olan Pakistan’ın bile tarihi, cografi, siyasi ve kulturel durumu hakkında yeterli bilgi yoktur. Bu calısma, Turk aydınlarının ekserisi icin mechul olan Hint alt kıtasının zengin fikir dunyasına kapı aralamaktadır. Bu zenginlik, haliyle buyuk bir cesitliligi, birbirine zıt, ihtilaflı bir ortamı da icinde barındırmaktadır. Abdulhamit Birısık’ın birincil kaynaklara inerek sahilepriyle goruserek hazırladıgı bu eser farklılıkları gorebilmek adına da essiz bir atlas olma niteligindedir.

Bu kitap hakkında

Ihvan-ı Safa Risaleleri 2

Yazar: Komisyon

AYRINTI YAYINLARI

Ihvan-ı safa Risaleleri’nin bu cildinde degisik yonleriyle Cisimsel-Dogal Bilimler uzerinde durulmaktadır. Dogal bilimlerin kendi ilgi ve calısma alanları dahilinde oldugu ifade edilerek, bu bilimlerin temelini, madde, suret, hareket, zaman, mekan ve bunların birbiriyle iliskisinin olusturdugu hatırlatılmaktadır. Birinci risalede, bu bes temel unsur degisik acılardan ele alınmaktadır. Ikinci risale, “ahlakın olgunlastırılması konusunda sema ve alem” adını tasımaktadır. Burada, hava, ates, toprak ve su gibi kadim felsefede evreni olusturdugu dusunulen dort ana unsur (anasır-ı erba’a) uzerinde durulmaktadır. Burada insan ve evren arasında cok yonlu bir karsılastırma yapılarak evrenin insanın buyutulmus hali oldugu ileri surulmektedir. Ayrıca kurelerin olusumuna da genis yer verilir. “Olus ve bozulus” adını tasıyan ucuncu risalede, ay altı alemdeki dogal cisimler, bunların sayıları, duzenleri gibi konular ele alınır. Burada cennet ve cehennemin mahiyeti hakkında ilginc yaklasımlar sergilenir. Cennetin ruhlar alemi oldugu, cehennemin ise devamlı olus ve bozulusa ugrayan ay altı alemdeki cicimler alemi oldugu iddia edilir. Dorduncu risalede meteoroloji uzerinde durulmakta ve meteorolojik olaylar, ozellikle sıcaklık ve sogukluk degisik yonlerden ele alınmaktadır. Burada yagmurun gokteki bir denizden aktıgı seklindeki iddianın asılsızlıgı ortaya konulmaktadır. Maddenin olusumunu ele alan besinci risalede, maddeyi olusturan, tasarlayan ve bicimlendiren gucun Tanrı oldugu hatırlatılmaktadır. Altıncı risalede tabiatın mahiyeti uzerinde durulmaktadır. Tabiatın, kulli-feleki nefsin gucu oldugu ve bu gucun ay altı alemdeki butun cisimlere nufuz ettigi ifade edilmektedir. Gezegenlerin sınırları ayrı ayrı ele alınmaktadır. Bitkilere ayrılan yedinci risalenin amacı, bitki cinslerini, onların yaratılma ve gelisme niteliklerini gostermek, yine onların sekil, renk, tat ve koku acısından cesitli turlere ayrılmasının; yapraklarının, ciceklerinin, tohumlarının, cekirdeklerinin, buyumelerinin, koklerinin, dallarının ve govdelerinin farklı olmasının sebeplerini ortaya koymaktır. Sekizinci risale, dogal cisimlerden sayılan hayvanlar, hayvan turleri ve yaratılıs sekillerine tahsis edilmistir. Bu risalede, hayvanların yaratılıs sekli, olusum, gelisim ve buyumelerinin baslangıcı, cinslerinin miktarı, turleri, tabiatları, ozellikleri ve huy farklılıklarından bir kısmını anlatmak ve son hayvan mertebesinin ilk insan mertebesine ve son insan mertebesinin hava, felekler ve gok tabakaları sakinleri olan meleklerin ilk tabakasına bitisik oldugu uzerinde durulmaktadır. Burada insan ve hayvan arasındaki iliskiler anlatılırken neredeyse butun hayvanlar konusturularak ilginc fabıllara yer verilmektedir. Dokuzuncu risale, insan bedeninin olusum ve gelisim seruvenini ele almaktadır. Bu risalenin amacı, canlıların cinslerini, kac cesit olduklarını, gorunus ve tabiatlarının farklı farklı oluslarını acıklamaktır. Duyu ve duyum konusuna ayrılan onuncu risalede, duyu organları ve fonksiyonları uzerinde durulmakta, bilgi kaynakları ucle sınırlanarak bunların, bes duyu, akıl ve burhan yolu oldugu anlatılmaktadır. Ilk iki yolun butun insanlara, ucuncu yolun ise ozel insanlara ait oldugu belirtilmektedir. Spermin ana rahmine dusmesine ayrılan onbirinci risalede, yedi yıldızın nutfeye (sperm) ve cenine etkilerini adım adım, ay ay anlatılmaktadır. Insanın kucuk evren oldugu tezinin islendigi onikinci risalede, insandaki butun ozelliklerin evrende var oldugu iddia edilerek birebir karsılastırmalar yapılmaktadır.

Bu kitap hakkında

Farabi & Filozofların Babası

Yazar: Ali Kuzu

PAROLA YAYINLARI

Islam dunyasının en buyuk felsefecilerindendir. Fizikle de ugrasmıs, ses olayına acıklık getirmistir. Felsefedeki sohreti Aristo’ya yakındır. Bazı bilginler Aristo’yu, bazı bilginler FarabI’yi “dunyanın en buyuk filozofu” sayar. Asıl adı Ebu Nasr Muhammed bin Muhammed bin Tarhan bin Uzlug’dur. Turkistan’ın Farab sehrinde dunyaya gelen Farabi, ilkogrenimini memleketinde yaptı, Iran’da Farscayı, Bagdat’ta Arapcayı ogrendi. Daha sonra Latin ve Yunan dillerini kavradı. Devrinin en buyuk alimlerinden dersler aldı. Cok calıstı. Calıskanlıgıyla zekası birlesince Felsefe, Mantık, Matematik, Tıp ve Musiki alanında buyuk sohret buldu. Uzun zaman Bagdat’ta kalan Farabi, daha sonra Mısır’a gitti, 941’de de Halep’e geldi. Halep’teyken Hemdanogulları’ndan Seyfuddevle Ali adlı bir Turk beyi ile karsılastı. Onun sevgisini kazandı. Kendisine yuksek bir maas baglamak istediyse de kabul etmedi. Halep’te bulunan alimler onunla munazara etmek islemislerse de ustunlugunu gorunce ondan ders almaya basladılar. Farabi, Halep beyinin Sam’ı alması uzerine oraya yerlesti. Ve olumune kadar (950) orada kaldı.

Bu kitap hakkında

İbn Meymun Felsefesinde Tanrı

Yazar: Atilla Arkan

DEĞİŞİM YAYINLARI

Yahudi ilim geleneğinde "İki Musa arasında Musa b. Meymun’dan daha büyüğü gelmemiştir." deyişiyle anılan filozofumuz, hiç şüphesiz Orta Çağ Yahudi Felsefesi’nin en önemli isimlerinden birisidir. İbn. Meymun’un en dikkat çekici özelliklerinden biri, Kitab-ı Mukaddes üzerine yaptığı tefsirlerin yanı sıra, İslam kelamındaki tartışmaları aktif bir şekilde Yahudi Kelamına taşımasıdır. Yahudi dini hukuk geleneğine çığır açıcı katkılarda bulunan filozof, tıp ve astronomi alanında da önemli çalışmalar yapmıştır, ancak onun en önemli katkısı, kültürel anlamda İslam Felsefe Geleneğindeki Tanrı, iyilik-kötülük ve nübüvvet gibi konuları özgün tartışmalarıyla felsefi düşüncede devam ettirmesidir. Bu çalışma, İbn Meymun’un ışığında anlamayı hedeflemektedir.

Bu kitap hakkında

Sadreddin Konevi Kitaplığı – Fususu’l-Hikem’in Sırları

Yazar: Sadreddin Konevi

KAPI YAYINLARI

İbnü’l-Arabî ve Sadreddin Konevî öncülüğünde 13. asırda teşekkül eden metafizik geleneğin hiç kuşkusuz en önemli eseri Fusûsu’l-Hikem’di. Fusûsu’l-Hikem’in temel meselesi Allah-insan-âlem ilişkilerini ahlakın ideal örnekleri mesabesindeki peygamberler üzerinden tahlil etmek. Geleneğin temel düşüncelerini anlatan Fusûsu’l-Hikem, İslam coğrafyasının farklı mekân ve zamanlarında hakkında yazılmış şerhler, bu şerhler ekseninde gelişmiş ikincil literatür ve yol açtığı polemiklerle İslam mirasıyla metafizik gelenek arasında birleştirici rol oynamış eserlerden.

Konevî’nin elinizdeki küçük hacimli eseri bu şerhlerin en etkilisi. Her şeyden önce Konevî bu veciz kitabıyla İslam düşüncesinde verimli bir geleneğin başlatıcısı oldu. Konevî’nin eserinin Fusûs’a yazılan ilk şerh olup olmadığı tartışmalarını bir yana bırakırsak, el-Fükûk, Fusûs çalışmalarının gidişatını belirlemede en müessir kitap olarak durmakta. Bunun en önemli sebebi hiç kuşkusuz Konevî’nin İslam düşünce geleneği içerisindeki tartışılmaz yeri. Konevî teknik anlamıyla bir şarih olarak görülemez. Bizzat kendisi de bunun farkındadır ve kendisini İbnü’l-Arabi’yle birlikte ‘kurucu düşünür’ kabul eder. Şeyh-i ekber ve şeyh-i kebir unvanlarıyla her iki düşünür geniş bir coğrafyada metafizik düşüncenin seyrini değiştirdikleri gibi kendilerinden sonraki tasavvuf telakkisini de temelden yönlendirmişlerdi. İşte Fükûk bu metafizik geleneğin iki kurucu düşünüründen birisi olan Konevî’nin varlık anlayışını ve bu anlayış ekseninde metin yorumculuğunu gösteren mühim kitaplardan birisi olarak görülmeli. Ekrem Demirli

Bu kitap hakkında

Mulk ve Hilafet & Tarih Felsefesi Acısından

Yazar: Prof. Dr. Sahin Ucar

SULE YAYINLARI

Islamiyet, dort halife cagından itibaren, tıpkı modern batı gibi, bir guc politikası ve yayılmacı siyaset uyguladı. Yine de, Muslumanların diger inancların mensuplarına oldukca buyuk bir tolerans gosterebildiklerini, dinlerinin geregi olarak, diger inancları tamamen yok etmek gibi bir politika gutmediklerini kaydetmemiz gerekir. Modern dunyada sayısız kutur bir arada yasayacak. Insanlar tek bir kultur icinde yasamak yerine, cok kulturlu bir dunyada yasamayı ogrenmek zorundalar. Cunku, sahip oldugumuz teknoloji ile cografi sınırlar ve milli sınırlar tamamen yok olmus bulunuyor ve diger kulturler dahi, butun kulturel vasıf, hadise ve gorunusleriyle birlikte, evimizdeki oturma odalarına kadar girmis bulunuyor. Hicbir kultur, bir daha asla, saf bir kultur olmayacak. Cok kulturlu bir dunyada yasayacak isek (ve medeniyetle birlikte onun en buyuk kurumlarından olan devlet dedigimiz sosyal organizasyon bicimi de yok olacaksa), boyle bir dunyada Muslumanlık’tan mulhem olarak sunabilecegimiz, alternatif hayat tarzı nedir

Bu kitap hakkında

Islam Siyaset Felsefesinde Sivil Itaatsizlik

Yazar: Prof. Dr. Mevlut Uyanık

OTORITE YAYINLARI

1500 yıllık Islam gelenegini, surekli olusan bir fenomen olarak gormemiz, tarihsel surecin her asamasını degerli kılmaktadır. Surekliligimizi koruyabilmemiz ise bu asamaların her birinin tetkiki sayesinde mumkun olacaktır. Tarihsel surekliligi kırdıgımız zaman "oteki" kavramların zihinlerimizi nasıl istila ettigini ve gorunusler dunyasını nasıl gercek"mis" gibi algılayıp, sozde sorunlarla ugrastıgımızı gormekteyiz. Gelenegimizdeki siyasi ve itikadi bir tavrın icsellestirilmesine yonelik modern bir okuma olan bu eser, mesruiyetini; "gunesin altında soylenmedik hicbir sey kalmayacaktır" ve "her siyasi-dini sistem soylemini ve bunun surekliligini koruyacaktır" onermelerinden almaktadır.
Bu kitap, yoneten ve yonetilen iliskilerinde farklı (bir) Islami siyasal tavır gelistirmenin tarihsel koklerini Hasan el-Basri’de aramaktadır. Zira o, "tek basına bir ummet" diye nitelendirilmektedir. Ve onun yasadıgı cag ise, "Islam Dusuncesinin Tesekkul Donemi" diye adlandırılmaktadır. Kurumsallasan ve birer siyasi/itikadi model haline gelen mezheplerin/akımların fikirleri bu donemde tomurcuklanmaya baslamıstır.

Bu kitap hakkında